Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ol(a)mayan sevgilime mektup

Merhaba sevgilim, Herkes gibi başlamak istemiyorum mektubuma. Herkes aynı özlüyor sevdiğini, ben ayrı özlüyorum seni.. Gelmediğin günler hiç yaşanmamış gibi..Gün o kadar hızlı geçiyor ki inan ne yaşadığımı bilmiyorum.Bu yaşımda yaşlanmaya başladım sanırım.2'den 9'a çıkan beyazlarımın başka bir izahı olamaz galiba.. Seni görmek için öyle planlar yapıyorum ki, sanırsın İstanbul'u kuşatacağım..  Gerçekten özlüyorum kalbini. Beni rahatsız eden bir şeyler var bu aralar. İnan ne olduğunu ben de bilmiyorum. Açıklayamıyorum. Mutlu olduğum anlarımda gelip içime oturan bu duygu sayesinde hiçbir şeye mutlu olamıyorum. Öyle acıtıyor ki canımı, fark etmeden kırıyorum insanları.. Beni bu duygu çıkmazından kurtar sevgilim, dayanamıyorum..  Gerçekleri birer tokat gibi yüzüme çarpman da çok acıtıyor.Senin gözlerinde gördüğüm ve bildiğim bir gerçek var aşkım. Artık her şeyi biliyorum.  Sıkma o tatlı canını, bir gün o da seni sever elbet. Ben seviyorum, yetmez mi? diye soramıyorum....

Mırıltı

 Her duyuşunda içini sızlatan bir şarkı mırıldanıyordu. Durmadan aynı şeyleri tekrarlıyor ve şarkıyı daha çok söylemek istiyordu. Belli ki şarkı bir şeyleri anımsatıyordu. Şarkıyı sevmesine rağmen içi sızlıyordu. Hiç durmadan tekrar edebilecek kadar seviyordu. Önünde duran kitaba bir saattir bakıyor ve bu şarkıyı söylüyordu. Bu kez kitap okuyordu onu. Anlatmak isteyeceklerini hiç söze dökmeden yazıyordu kendi sayfalarına..Derdini anlıyordu ama derman olamıyordu. Kitap da hüzünlenmişti. Kızın sesi her dakika daha da kısılıyor ama acısı her saniye daha da artıyordu. Sol elinde tuttuğu kahve fincanı kızın elini ısıtırken soğumuştu. Her hüzünlü anında olduğu gibi yağmur yağmıyordu bu kez. Dışarısı karanlıktı ama ay görünüyordu. Derin bir nefes aldı ve soğumuş kahveden bir yudum içti. Tadını hissetmemişti. Soğuk olduğunun farkında bile değildi. Boğazını temizleyip pencereyi açtı ve mırıldanmaya devam etti. Kitap pür dikkat dinliyordu onu..Her tınıdan duygularını hissediyor ve onları ya...

Arkadaşım Ceviz

 Bir ağaç vardı ben küçükken, kocaman bir ceviz ağacı.. Çok severdim onu üstüne çıkar kendimi kaptan ilan ederdim. Bazen gemim olurdu, bazen evim, bazen arabam.. Ağladığımda oraya çıkardım, havai fişekleri izlemek için, kitap okumak için.. Sonra ben ona ağız göz çizdim. Arkadaşım olsun diye.. Çok seviyordum o ağacı bir de küçüklük işte yaptım bi hata.. Daha sonra gözlerini beğenmedim iki çivi çaktım göz diye..baya da güzel olmuştu. Neyse gel zaman git zaman benim basamak olarak kullandığım dallar bir bir kurumaya başladığı. Önce birini kesti babam ama ben yine de çıkıyordum. Ardından bir dal daha, bir tane daha derken basamak yapacak dal kalmadı bana.. Eskiden çuval çuval ceviz veren ağaçtan on kilo zor çıkmaya başladı.. Ben pişman oldum olmasına ama iş işten geçti.. Şimdi acaba diyorum, sevgisinin azaldığını hissettiğimiz insanların kalplerine birer çivi de biz çakmış olmayalım?

Azın gitti, çoğun kaldı..

Masamın üstünde duran boş kağıtlar gözüme takılıyor. Yine kalkıp ellerim ağrıyana kadar seni yazacağım.. Ayaklarım da üşürken sen uyuyor olacaksın büyük ihtimal. Yüzünü hayal edip mutlu olacağım. Oysa sen rüyanda güzel gülüşüyle içini ısıtan o güzel insanın yanında olacaksın. Senin gözlerinde memnun bir ifade.. Ben burada ağlayacağım, Senin haberin olmayacak.. _______________

O değilde ben silmiştim o yüzü

 Ayak parmaklarımdan tepeme kadar boğuluyorum. Daha derinden ve daha içten.. Bilinçaltımın olağanüstü derinliği kalbimde sakladığım ve unuttuğum acıları bir bir ortaya çıkarıyor geceleri. Ve ben de "geceden nefret edenler" meclisinin bir üyesiyim artık. ______ Bir okyanus ve sonsuz ufuk.. Güneş ışıkları bedenimi sarıyor ve ben içimde paylaşamadığım o duyguyu yeniden hissediyorum. Aldırmıyorum ve masmavi gökyüzü ile masmavi okyanusun birleştiği o sonsuz ufku izlemeye devam ediyorum.. Duygu biraz daha belirginleşiyor ve göğsümü yakmaya devam ediyor oysa ben ardarda okyanusa dalan kuşlara vermeye çalışıyorum dikkatimi. Martı olabilir diyorum içimden.Tam o sırada bir ses duyuyorum. Aslında duymuyorum, görüyorum. Yaklaştıkça bir ışığa dönüşen bu ses bir şekil almaya başlıyor bu sefer. Sonra farkediyorum ki içimdeki o rahatsız edici duygu yoğun bir şekilde bedenimi ele geçirmeye başlıyor. Kurtulmaya çalışıyorum, bağırmak istiyorum ama sesim havada kalıyor. Sanki boşluktaym...

Bana şiir yazar mısın?

Uzun yazamıyorum. Sevdiğim şarkılardan da çok çabuk sıkılıyorum. Kişilerin karakter analizlerini yapmak istemiyorum ama kendime engel olamıyorum. Yanlış anlamayın ben kötü biri değilim. Tamamen mutsuz değilim. Sabırsızım elbette bunu biliyorum. Sadece adına şiir yazılan biri olmak istiyorum. Ve tüm o şiirlerin sonunda senin imzanın olmasını.. ____________ Ve bu da Nazım Hikmet in bir diğer şiiri.. (Erkekler! Biraz örnek alın :)) Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin, yorulmuşsundur; Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını, Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var, susamışsındır; Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim, acıkmışsındır; Beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam, Memleket gibi yoksuldur odam. Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin; Ayağını bastın odama, Kırk yıllık beton çayır çimen şimdi, Güldün , güller açıldı penceremin demirlerinde, Ağladın, avuçlarıma döküldü inciler, Gönlüm gibi zengin, Hürriyet gibi aydınlık oldu odam. Hoş geldin kadınım benim, ho...

Yağmuru sevmiyorum.

 Kardan adamın Güneşe olan aşkını örnek aldım kendime. Her şeyin bana zarar vereceğini bilerek gözlerimi alamıyorum güneşten. Belki rüzgar olsaydın ben de sürüklenirdim seninle. Oysa sen bir okyanus kadar dinginsin. Ben de seçimimi güneşin ardındaki sessizliğe bırakıyorum son kez. Ve son kez tekrardan inanıyorum yok oluşun bir diğer adının 'aşk' konduğuna..  Gittikçe sana benzediğime inanmaya başlıyorum. Kendim olamıyorum artık. Her ne yapsam hoşuma gitmiyor ama eski halime de dönemiyorum. Bir kapı aralanıyor. Ellerimi uzattığımda yüzüme kapanıyor. Ben bu kadar korkunç muyum? sorusuna verecek doğru bir cevap bulamıyorum .    İnanmıyorum. İnanmak istemiyorum.  Kaldırım taşlarını kıskanıyorum. o kadar ezilmelerine rağmen hala birlikteler. Ayrılmıyorlar. Onlardan biri olmayı isterdim.  Sonra bir de yağmurlar var. Hani şu benim hiç sevmediğim hep nefret ettiğim ama ardında bıraktığı kokuya aşık olduğum yağmurlar. Hala sevmiyorum onları. Sırılsıklam ıslan...

Kocaman bir hayal

Hayalimde bir deniz Kalbimden daha berrak Kulaklarımda sevdiğim notalar Kalbimde aşık olduğum adam Dolunaydan da güzel Düşüncelerimden de Hayalimde bir deniz Yıldızların süslediği bir tavan Minicik bir ev var Bahçesinde bir köpek Okaliptüs ağaçlarıyla dolu Kocaman dallar arasında Minicik bir salıncak var Bir de sen varsın Kulaklarımda sevdiğim notalar Bu aralar fikrimde Kocaman bir hayal var

Sen de yalnız olsan?

 Yapılan yanlışların ardından daldım eski günlere ve özlemle andım çocukluğumu.. Ne kadar saf ve temiz olduğumu üzüntüyle anımsadım.Neden kirlenmişti bilmiyorum ama o kirli kalbin içinde bulunan ufacık saf sevgiyi çok özledim. Aşktan bahsetmiyorum sevgiden bahsediyorum. Annemde hala olduğunu hissettiğim ve direndiğim sevgiden. Gelen dertlere karşılık yitirilen duygular üzerine bir robotum artık. Duygusuz. Sevgisiz. Aşksız. Ama özleyen. "Neden bilmiyorum" deyip kafamın içinde beynimi kemiren bir solucan var. Sabahlara kadar uykusuz kalmıyorum  ama rüyalarımda seninle savaşıyorum. Sanırım bu daha kötüsü. Her sabah rüyayı yorumluyorum sonra da beynime küfrediyorum. Bilinçaltım olmak zorunda mısın? Gözlerimde pırıltısı olan bir duygu var. Kalbimde çokça ağrıya sebep olan. Peki bulutlar neden örter maviyi? Senin gözlerine yazık oldu, sevmeyişinin ardından benim için griler artık. Yağmurdan nefret ediyorum. Kötüler üzülmeyi bilmezdi hani? Ben neden üzülüyoru...

Senin için bir şeyler karaladım.

 Özgüvenimden değil, acımdan yazıyorum. Eksik kalanları tamamlamak için. Bir de kendimi yitirmek.. (oysa ne çok da istemiştim bir şeylere yaramayı) Senin için bir şeyler karaladım yine, olmadı. Bir şiir yazdım ben (de) ama sana yollayamadım. (Sen şiir sevmezsin değil mi? Ama yazarsın, biliyorum. O yüzden okuma bu şiirimi!) Sana şiir yazmak istedim Kalbimde kalanlarla Dilimden akanları Yahut doldurmak kalbimdeki boşlukları Dualar dilimden düşmüyor! Bir merhamet kaldı yüreğimde Onu da ağırlamaya çekinir oldum Ağlamak istiyorum! Sonsuz kere saymak adını Gözlerin, Bilir miydin ne güzel olduklarını Canını verebilecek birisini aldattığını Canını yaktığını Umursamadığı Bağırdığımı o tüm kötüler adına Diğer kalan ne varsa unuttuğumu Ve sildiğimi tüm dostlarımı Elbette bilmezsin. Son bir cümle yazdım senin için Bekletiyorum odamdaki kitaplıkta Sen gelene kadar üşüyecek eminim Ne olur çabuk gel Üşümesin yüreğim.. _________________  Şimdi sana yazdığ...

Bir kelime ne güzelde son verir her şeye

Kadın ne kadar bıksa da vazgeçemiyordu adamdan. Sanki hayata bağlayan oydu. Sanki gitse bir anda tükenecekti sevgiye olan inancı..Zaten zor inanmıştı ve kaybetmekten korkuyordu.Kendinden korkuyordu.Çünkü biliyordu ki inancını yitirince artık o eskisi gibi olamayacaktı.Korkuyordu kendinden ve onun gitmesinden.. İstemediği ne kadar olay varsa başına geliyordu kadının. Sevmediği ne kadar ot varsa burnunun ucundaydı. Oysa o fazla bir şey istemiyordu.Bir yürek istiyordu, olmadı. Ama bıkmadı kadın çünkü inancı vardı hala.Umutları vardı, aşkı vardı, sevgisi vardı, kalbi vardı. Ama kimse onu anlamadı. Anlıyorum diyenlere git başımdan diyemedi. Çünkü yalnızlığı sevmiyordu. Çünkü yalnızlık Tanrı ya mahsustu. Çünkü o adamı istiyordu. Gitmesin istedi, bitmesin. Var olan inancım ölünceye kadar bana yoldaşlık etsin.Adama inanıyordu kadın. Onun bir kalbi olduğunu biliyordu, bir gün bu satırları okuyacaktı ve onu çok sevdiğini söyleyecekti. Ya da öyle umuyordu kadın. Vazgeçemedi çünkü hayata bağlay...

Size kolay bir soru

Sıcak sevmediğim bir kavram. Özelliklede yaz sıcaklığı. Oysa insan sıcaklığını çok severim.Dost sıcaklığı, anne sıcaklığı, aşk sıcaklığı.. Ama artık istemiyoruz öyle değil mi? (Kışı alalım lütfen) Peki ne olacak bu halimiz? Sürekli bir yerlere gidip kaçıp kurtulma isteğimiz? Sonra bunu gerçekleştiremeyip kafayı yeme hallerimiz. Ben söyleyim hiç bi halt olmayacak. Delirmemizle kalıp üstüne bir de zaten kırık olan kalpleri un ufak edeceğiz. Sadece kırık olan kalp bizimki değil sonuçta. Tabi bunu sadece yaşlılar farkedebilir. (Onlar daha neler görmüşlerdir) ________________ Geçen gün bir teyzenin evine gittim.87 yaşında kadın eşi ise 90 a merdiven dayamış. Dostluklardan bahsetti yaramı bilirmiş gibi. O anlattı ben dinledim, anlattı dinledim, dinledim..90 lık amca sadece kocası değil onun. Bir dost bir arkadaş bir yuva bir aşk.. Hayatta sahip olduğu ve kaybetmekten bir çocuk gibi korktuğu tek insan. Çocuğu genç yaşta ölünce kapatmış kendini dünyaya ve dünyasını o yaşlı insana ...

Penceremin okyanusu

 Ben düşünürken seni ıssız bir günde; sen çook uzaklarda uyumaktasın. Yavaş yavaş kapanırken gözlerim ölmek biraz daha cazip geldi bugün. Kafamı koyduğum sert masa sanki yalvarıyor bana 'yeter bu kadar, çürüteceksin beni gözyaşlarınla..' Ve biraz daha kahve, biraz daha yılgınlık.. Bayat bir ekmeğe dönüşüyor sözler.Ve seninle geçiremediğimiz anlar bir perdenin ardından inadına gülümsüyor bana..  Ve aldığım ah'lar kulaklarımda çınlıyor şimdi.Seni haketmiyorum ben.  Saat yine inadıma hızlı akıyor ve ben büyümeyi çoktan bıraktım.  Ruhum yıllandı ve sanki kendini taşıyamayacak kadar yaşlı..  Ne zaman düşman olduk bilmiyorum ama zaman ben ne desem tersini yapmaya razı.  Geçmesin istediğim anlar göz açıp kapayıncaya kadar biterken, çabucak geçsin bitsin dediğim zamanlarda bir ömrüm tükeniyor.  Böyle böyle yiyoruz bit ömrü ve ben bir lokmada atıyorum hepsini ağzıma.  Çiğnemek zor gelse de boğazımdan kolayca geçmesini sağlayac...

Aslında ben bir kuşum (yalan)

 Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. Yükseklerde uçmak,bu dünyadan uçup gitmek isterdim. Hayallerim daha da yukarıda, bu kesin. Ama peşlerinden gitmeye devam edeceğim. ________________  Mırıltılardan nefret ederim. Özellikle de içindeki bazı kelimeleri duyduysam. Kafamda bir sürü kuruntu var zaten. üstüne bir de bu..Arkamdan gelen mırmırlar ve saygısızlıklar var bugün gündemimde. Hayır yani sevmediğim birileri olsa içim yanmayacak! Neyse.. senin hakkında bir karar aldım. başkalarının arkandan söylediği cümleleri kulak ardı edeceğim.. o cümleleri alıp bir taraflarına sokmayacak ve o gözlerini süze süze ayrana dönen tiplerin gözlerini oymak istemeyeceğim.  Aslında hiç bir insan bende ki değerini kaybetmez. insanız sonucta. ne herkes iyi ne de herkes kötü. bu yüzden ne kadar pislik içinde olursa olsunlar arkadaşlarımdan kopamıyorum. araya mesafe koymuyor değilim. ama sırt çeviremiyorum. İşte sen hiç biri kadar değerli olmamıştın gözümde. en üst sıralardaydı...

Keşge aşırı güçlü bi insan olsa

- Keşge aşırı güçlü bi insan olsa dünyadaki herkesin azını kırsa...Sen senin annen baban, ben benim annem babam hariç... - Keşge...

Şarkı?

Bu bir şiir: Ben adam  Başka adam Yürük adam Yıkmış sokaklara boylu boyunca gençliğini Ümitlerini güvercinler gibi uçurmuş Binlerce defa kaybetmiş ümitlerini Gemilerin kayboldukları yerde kaybetmiş Hain şiirlerde hain türkülerde kaybetmiş Binlerce defa yeniden bulmuş Ümitlerini Sonra fecir çığlıklarının saçlarından tutmuş Deniz gider o gider Bulut gider o gider Ben adam Başka adam Yürük adam (Attila İlhan) Bu da bir   şarkı.

Başlık yazamayacak kadar bıktım

"İşte bu!" diyorum. "İşte bu, insan." Ama tabi ki yanılıyorum. Her zaman olduğu gibi. Artık kalem ve kağıtlarda bıktı, yıldı, usandı bu bencilliğimden. Oysa istediğim yalnızca bir insandı güvenebileceğim türden. Ama bu da diğerleri gibi şakacıktan insandı. Doğru olanlar zaten bize çok yakın ama uzakta hissettiriyorlar kendilerini.Uzatsam sanki elini tutacak kadar yakın. Ama ben uzatamıyorum ellerimi.. Her şey için özür dilerim güçlü insan. Seni üzdüğüm için ve diğer kalan neler varsa.

Cennet gibi kalp nasıl yapılır? -Bir tutam sevgiyle.

 Evet, geleceğimi hiç düşünmedim. Hep günü kurtarmaktı derdim. Bu yüzden hergün yeni bir hayattı benim için. Dünü silip, bugüne bakmak.. Her gece yatağa yattığımda her şeyi silip öyle uyuyordum sanki. Ertesi gün ise sıfırdan bir hayata başlıyordum. Hani şu çok bilmişler bunun en güzeli olduğunu söylerler ya..Doğru değil. Her gün aynı hatayı yeniden yapıyorsun. Her gün gereksiz insanlara yeniden güveniyorsun. Her gün yeniden acı çekiyorsun. Ve en kötüsü de her gün ona yeniden aşık oluyorsun.. Şimdi geçmişten ders alarak yaşamanın acılarınla ve anılarınla birlikte yol almanın en güzeli olduğunu düşünüyorum. Anı yaşamanın -anı mutlu yaşamanın- sırrının bu olduğuna inanıyorum.  (Geçmişteki hatalarım için affet Allah ım) ___________________________________  Defterimi karıştırıken İskender Pala nın Şah&Sultan adlı kitabından aldığım notlara takıldı gözlerim. Şimdi tekrar okurken, İskender Amca ya bir daha hak veriyorum. -O benim cananım değil, bizza...

Somut-soyut? Elbette soyut!

Saçma bir günün ardından odama -benim dünyama-  girerken, aklım gereksiz sorularla dolu. Kendimden bıktığımı hissediyorum. Kapımı kilitleyip, ışığımı söndürüyor ve penceremi açıyorum. Sanki açmasam düşüncelerimin içinde boğulacakmışım gibi. Ya da bu hal hep sürecekmiş gibi. Yatağıma oturup son nefesimi veriyormuşcasına derin bir "oh" salıveriyorum sessiz odama.. Kelimeler birer mahkum gibi zorla tıkıştırılıyor bugün kağıda. Hepsi bizim yanyana gelemeyişimizi biliyormuş gibi gelemiyorlar bir araya. (Zaten her zaman birinci ve ikinci çoğuldan nefret etmişimdir.) Oysa içimi açıp dökmelerini istiyorum tüm kötülüklerimi kağıda..Doğru kelimeleri araştırırken dosyamda ışık biraz daha loşlaşıyor ve ben soyutluyorum kendimi dünyadan. Soyut şeyleri daha çok seviyorum sanki. Vücudun yerine kalbini mesela. Ya da gözlerini değil de onda gördüklerimi.. (Hiç somutlaşmamak istiyorum.) Kalemin kağıtta çıkarttığı cızırtılı ses huzur verirken bana, saatin tik takları "Yaşıyo...

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım!

Bir süredir keşke elimde bir Safahat olsa da ara ara okusam diyordum. Küçükken birkaç defa kütüphaneden almıştım fakat pek bir şey anlayamamıştım. Keşke daha önce geçseymiş elime ne kadar büyük bir eser olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Mehmet Akif in çok sevdiğim bir dörtlüğü vardı: Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım! Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; Oku,zirâ onu yazdım, iki söz yazdımsa. Beni çok etkilemişti ilk okuduğumda. Hala da etkiler. Safahat ı açtığımda ne göreyim! İlk sayfada bu şiir :) Ve işte bu da devamı: [internetten kopyalamayıp ellerimle kitaptan yazıyorum, maksat bir daha okumak :)] Bana sor sevgili kâri , sana ben söyleyeyim, Ne hüviyette şu karşında duran eş’ar ım; Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri; Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım. Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız, Acz imin girye sidir bence bütün âsâr ım! Ağlarım, ağlatamam; hissederim,...

Aradaki Fark

Kadınla adamın pek bir farkı yoktu aslında. İkisi de birilerinin gözlerine aşık olmuşlardı. Kadın adama, adamsa başka bir kadına... Merhaba diyemiyorum artık kimseye zira onlara zarar vermeyeceğimden şüpheliyim. (Ne kadar da mutlu olurdum oysa ki.) Bu sıralar tek yaptığım şey sadece saçlarıma bakıp ne kadar kırık olduğunu saymak. Kalbimdekileri sayamamak iyi bir şey galiba. Ha bir de iki kelimenin yan yana gelip oluşturduğu güzel şiirler yazmaya çalışıyorum ama bu konuda o'nun kadar başarılı sayılmam. Başarılı olduğum çok az konu var sonuçta. Birilerine çabucak güvenme konusunda beni geçen birini daha görmedim. (attıkları kazıkları sayıyorlar mıdır acaba?) İşte bu kadar. Bir de bu şiir var son olarak: Bir beyaz gemiydi ayıran onları Kadın güvertedeydi, adam rıhtımda. Şimdi unuttum yüzünü kadının Adamın gözleri aklımda...

Ben Roma imparatoru Sezar!

… Sonra kalktı, aynanın karşısına geçerek, yatağın kirli beyaz çarşafını tüm vücudunu örtecek şekilde sardıktan sonra, komodinin üzerindeki bir tarafı kırık, üzerinde menekşe resimleri olan ve her ne hikmetse altında kocaman harflerle ‘vazo’ yazan, vazonun içindeki solmuş, tozlanmış ve çiçekten başka her şeye benzetebileceğiniz plastik çiçekleri alarak, üşenmeden çelenk gibi başına taktı. “Ben Roma imparatoru Sezar!” dedi emredici bir sesle.  “Bugünden itibaren divanda, dergâhta ve dahi bargâhta aşktan başka bir şey konuşulmaya! Ve bütün delilerin akıllı, bütün akıllılarında deli sayılmasını; karaların deniz, denizlerin kara olmasını, bütün nebatatın ormanlardan sürülmesini, yeşil rengin boya kataloglarından çıkarılmasını ve dahi karada yaşayan bilumum hayvanatın denizde yaşamasını, denizde yaşayan bütün balıklarında en yakın meyhane kerhane ve dahi Tekel Bayileri önünde sıraya girerek, parayla değil sırayla kızartılmalarını emrediyorum!” … Tahir Sakman -Leyla’dan M...

Ve şimdi, ve yarın..

Cümleler döküldükçe sayfaya ve doğru kelimeler bulamadıkça birbirini –tıpkı sen ve ben gibi- ben de kaybediyorum kendimi, dudaklarında çalan notasız bir ıslık gibi. Ben kim olabilirim ki? Rotasız ruhum sen nereye döndürürsen dümeni oraya uçar oldu. Biliyorum kendimi küçümsemek yakışmıyor bana ama sen gelmediğinden beri bir zavallı oldu bedenim. Ellerimse artık sana uzanamayacak kadar çelimsiz. Çelimsiz olan sadece ellerim değil. Kalbim de öyle. Ve artık gereksiz bir başı omuzlarımın üzerinde taşıyorum. Ve şimdi, ve yarın.. Bir rüzgâr giriyor içeriye sanki ‘beni ısıt’ der gibi. Oysa sana uzattığım kollarımı geri çevirdiğinden beri kimseye sarılmadım ben. Bir avuç dolusu acı, çelimsiz bir yürek, bir yürek yükü rüzgâr ve dümeni senin ellerinde olan ruhum. Ha bir de ‘Sen gittiğinden beri..’ diye başlayan bir cümle kuramadım hiç. Gelmiş miydin ki bana, gidesin?! 

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay..

   Keyfim pek yok yine. Ulaşmak istediklerimize ulaşamamak, yapmak istediklerimizi yapamamak, deneyip her şeyi bir anda yıkmak. Kafam bunlarla dolu ve ben hepsinin içine hapsolmuş durumdayım. Keyfimi yerine getiren tek şey kitaplar. Bu aralar gerçekleştirdiğim tek eylem galiba okumak. Ama mutlu olduğum tek zaman kitaplarımla baş başa kaldığım saatler sanırım.    Sanki kurmak istediğim dünyaya açılan kapılar gibiler. Ahmet Ümit in bir kitabı geçti elime geçenlerde. Bab-ı Esrar. Güzel bir şeye benziyordu ama ilgilenmedim pek.Şems-i Tebrizi cinayetini  anlattığı yazıyordu. Fakat bugün birkaç sayfasını okuyunca ahmaklık ettiğimi anladım. Başlangıcı böyleyse sonu nereye varacaktır kim bilir? “Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu.Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar.Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi,nergislerin tazelenme demi.Yedi kişi girmişti bahçeye…Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin b...