Ana içeriğe atla

Bir kelime ne güzelde son verir her şeye

Kadın ne kadar bıksa da vazgeçemiyordu adamdan. Sanki hayata bağlayan oydu. Sanki gitse bir anda tükenecekti sevgiye olan inancı..Zaten zor inanmıştı ve kaybetmekten korkuyordu.Kendinden korkuyordu.Çünkü biliyordu ki inancını yitirince artık o eskisi gibi olamayacaktı.Korkuyordu kendinden ve onun gitmesinden..
İstemediği ne kadar olay varsa başına geliyordu kadının. Sevmediği ne kadar ot varsa burnunun ucundaydı. Oysa o fazla bir şey istemiyordu.Bir yürek istiyordu, olmadı.
Ama bıkmadı kadın çünkü inancı vardı hala.Umutları vardı, aşkı vardı, sevgisi vardı, kalbi vardı. Ama kimse onu anlamadı. Anlıyorum diyenlere git başımdan diyemedi. Çünkü yalnızlığı sevmiyordu. Çünkü yalnızlık Tanrı ya mahsustu. Çünkü o adamı istiyordu.
Gitmesin istedi, bitmesin. Var olan inancım ölünceye kadar bana yoldaşlık etsin.Adama inanıyordu kadın. Onun bir kalbi olduğunu biliyordu, bir gün bu satırları okuyacaktı ve onu çok sevdiğini söyleyecekti. Ya da öyle umuyordu kadın. Vazgeçemedi çünkü hayata bağlayan tek şey oydu.
Hayat çok sıkıyordu kadını. Bunalımdayım geçicek her şey diyordu ama geçmiyordu. Saçlarını yoluyordu gözlerinden kan gelene kadar ağlıyordu elinde bir ip bir sandalye bekliyordu ama inancı onu durduruyordu. Her şeyden çok onun üzülmesinden korkuyordu.
Farkedemedi adam, farketmek istemedi. Tek bir kelime çıktı adamın ağzından "olmamalı"..
Kadın kavrayamadı bu kelimeyi.Anlayamadı ne dediğini.Sormak istedi neden diye soramadı.Cesaretini yıllar önce kaybetmişti çünkü. Küçümsenmekten korktu belki de. Ama aklında o soruyla devam etti.
Zaman geçtikçe, duydukça adını adamın gözyaşları geldi aklına. Ağlayamıyordu artık ama içinden bir şeyler yitirdiğini hissediyordu. Belki de artık inancı onu terkediyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kendiyle tanıştı

Kayalıklar var her yerde.Her gün her yerde kayalık görüyorum. Tarlalar kayalarla kaplı, gökyüzü sürekli berrak. Hayatımda görmediğim bir gökyüzü bu. Bazen pencereye sırtımı vermiş çalışırken farketmiyorum, geçiyor. Bazen görme şansım oluyor. Kafamı çeviriyorum. Şans yaratmak bu mu acaba Bugün iki saksı aldım ikisi de koyu gri. Beni seven arkadaşım beni tanımıyor kaç kere farkettim ama görmezden geliyorum. Araya mesafe girdi. Kafalar aynı noktada geçmişti. Geçmişe dayanarak ilerleyen ilişkilerden biri de bu. Malesef tek geçmişli ilişki bu değil. Son yıllarımı yaşadığım arkadaşım artık sevgilim. Yoksa yalnızlıktan delirecektim. Ben kendimi hiç anlatmayarak yaşamışım. Geçen senenin fotoğraflarından bile iğreniyorum. Geçmişime kin doluyum. Daha da eskileri belki bir gün hafızam gider diye saklıyorum. Nasıl bir kinse bu Derdim neden en az kendimle ama en çok da zamanımı o alıyor. Bugün ölmekten korktum. Bugün ölümün neden beni korkuttuğunu anlamadım. İnançlarımı sorguladım. Tuz lambam beni ...

hücre

uzun süreli hapisin ne zaman beraata ereceğini düşünme küçük hücrende ben de varım duvarın gri sıvasına resmederiz başımı göğsüne yaslar masal anlatırım düşen ışıktan ayı izleriz sırtına çıkar koşarız titreyince mevsimi dumandan insanları anlarız gözlerini kapat benimle uzak diyarlara yol alırız hücrende ben de varım yaralarını sararız kabuk bağlayacak ne varsa önce kanatır, sonra saklarız ellerini başına koyar birlikte arınırız belki doymaz belki ağlar belki misafirleri ağırlar, sonra kovarız uzun süreli hapisten beraat alana kadar hücrende ben de varım keşke başka bakabilseydim keşke her rengi görebilir şekilde başlasaydım keşke hiç hapsolmasaydım ama madem burdayım hücrene beni de al ben yalnızlıktan korkarım

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay..

   Keyfim pek yok yine. Ulaşmak istediklerimize ulaşamamak, yapmak istediklerimizi yapamamak, deneyip her şeyi bir anda yıkmak. Kafam bunlarla dolu ve ben hepsinin içine hapsolmuş durumdayım. Keyfimi yerine getiren tek şey kitaplar. Bu aralar gerçekleştirdiğim tek eylem galiba okumak. Ama mutlu olduğum tek zaman kitaplarımla baş başa kaldığım saatler sanırım.    Sanki kurmak istediğim dünyaya açılan kapılar gibiler. Ahmet Ümit in bir kitabı geçti elime geçenlerde. Bab-ı Esrar. Güzel bir şeye benziyordu ama ilgilenmedim pek.Şems-i Tebrizi cinayetini  anlattığı yazıyordu. Fakat bugün birkaç sayfasını okuyunca ahmaklık ettiğimi anladım. Başlangıcı böyleyse sonu nereye varacaktır kim bilir? “Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu.Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar.Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi,nergislerin tazelenme demi.Yedi kişi girmişti bahçeye…Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin b...