Saçma bir günün ardından odama -benim dünyama- girerken, aklım gereksiz sorularla dolu. Kendimden bıktığımı hissediyorum. Kapımı kilitleyip, ışığımı söndürüyor ve penceremi açıyorum. Sanki açmasam düşüncelerimin içinde boğulacakmışım gibi. Ya da bu hal hep sürecekmiş gibi. Yatağıma oturup son nefesimi veriyormuşcasına derin bir "oh" salıveriyorum sessiz odama..
Kelimeler birer mahkum gibi zorla tıkıştırılıyor bugün kağıda. Hepsi bizim yanyana gelemeyişimizi biliyormuş gibi gelemiyorlar bir araya.
(Zaten her zaman birinci ve ikinci çoğuldan nefret etmişimdir.) Oysa içimi açıp dökmelerini istiyorum tüm kötülüklerimi kağıda..Doğru kelimeleri araştırırken dosyamda ışık biraz daha loşlaşıyor ve ben soyutluyorum kendimi dünyadan. Soyut şeyleri daha çok seviyorum sanki. Vücudun yerine kalbini mesela. Ya da gözlerini değil de onda gördüklerimi..
(Hiç somutlaşmamak istiyorum.)
Kalemin kağıtta çıkarttığı cızırtılı ses huzur verirken bana, saatin tik takları "Yaşıyorsun" diye inadına yetişiyor hemen.
(Yerimden kalkıp fırlatmak isterdim ama hiç halim yok)
Parmaklarımın yorulduğunu hissettikçe daha çok huzur buluyor ve kelimelerin saçmalaştığını hissediyorum..
-Aklımda sen varsın, sen ise başka kollardasın..

Yorumlar
Yorum Gönder