Ana içeriğe atla

Size kolay bir soru

Sıcak sevmediğim bir kavram. Özelliklede yaz sıcaklığı. Oysa insan sıcaklığını çok severim.Dost sıcaklığı, anne sıcaklığı, aşk sıcaklığı.. Ama artık istemiyoruz öyle değil mi?
(Kışı alalım lütfen)
Peki ne olacak bu halimiz? Sürekli bir yerlere gidip kaçıp kurtulma isteğimiz? Sonra bunu gerçekleştiremeyip kafayı yeme hallerimiz. Ben söyleyim hiç bi halt olmayacak. Delirmemizle kalıp üstüne bir de zaten kırık olan kalpleri un ufak edeceğiz. Sadece kırık olan kalp bizimki değil sonuçta. Tabi bunu sadece yaşlılar farkedebilir.
(Onlar daha neler görmüşlerdir)
________________

Geçen gün bir teyzenin evine gittim.87 yaşında kadın eşi ise 90 a merdiven dayamış. Dostluklardan bahsetti yaramı bilirmiş gibi. O anlattı ben dinledim, anlattı dinledim, dinledim..90 lık amca sadece kocası değil onun. Bir dost bir arkadaş bir yuva bir aşk.. Hayatta sahip olduğu ve kaybetmekten bir çocuk gibi korktuğu tek insan. Çocuğu genç yaşta ölünce kapatmış kendini dünyaya ve dünyasını o yaşlı insana adamış. Önce kocasının ölmesini istiyor çünkü kendisi ölünce onun kendine bakamayacağını biliyor..

Peki artık kimin var böyle bir dostu? 
Soru basit ama cevabı herkesin boğazında bir yumru..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kendiyle tanıştı

Kayalıklar var her yerde.Her gün her yerde kayalık görüyorum. Tarlalar kayalarla kaplı, gökyüzü sürekli berrak. Hayatımda görmediğim bir gökyüzü bu. Bazen pencereye sırtımı vermiş çalışırken farketmiyorum, geçiyor. Bazen görme şansım oluyor. Kafamı çeviriyorum. Şans yaratmak bu mu acaba Bugün iki saksı aldım ikisi de koyu gri. Beni seven arkadaşım beni tanımıyor kaç kere farkettim ama görmezden geliyorum. Araya mesafe girdi. Kafalar aynı noktada geçmişti. Geçmişe dayanarak ilerleyen ilişkilerden biri de bu. Malesef tek geçmişli ilişki bu değil. Son yıllarımı yaşadığım arkadaşım artık sevgilim. Yoksa yalnızlıktan delirecektim. Ben kendimi hiç anlatmayarak yaşamışım. Geçen senenin fotoğraflarından bile iğreniyorum. Geçmişime kin doluyum. Daha da eskileri belki bir gün hafızam gider diye saklıyorum. Nasıl bir kinse bu Derdim neden en az kendimle ama en çok da zamanımı o alıyor. Bugün ölmekten korktum. Bugün ölümün neden beni korkuttuğunu anlamadım. İnançlarımı sorguladım. Tuz lambam beni ...

hücre

uzun süreli hapisin ne zaman beraata ereceğini düşünme küçük hücrende ben de varım duvarın gri sıvasına resmederiz başımı göğsüne yaslar masal anlatırım düşen ışıktan ayı izleriz sırtına çıkar koşarız titreyince mevsimi dumandan insanları anlarız gözlerini kapat benimle uzak diyarlara yol alırız hücrende ben de varım yaralarını sararız kabuk bağlayacak ne varsa önce kanatır, sonra saklarız ellerini başına koyar birlikte arınırız belki doymaz belki ağlar belki misafirleri ağırlar, sonra kovarız uzun süreli hapisten beraat alana kadar hücrende ben de varım keşke başka bakabilseydim keşke her rengi görebilir şekilde başlasaydım keşke hiç hapsolmasaydım ama madem burdayım hücrene beni de al ben yalnızlıktan korkarım

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay..

   Keyfim pek yok yine. Ulaşmak istediklerimize ulaşamamak, yapmak istediklerimizi yapamamak, deneyip her şeyi bir anda yıkmak. Kafam bunlarla dolu ve ben hepsinin içine hapsolmuş durumdayım. Keyfimi yerine getiren tek şey kitaplar. Bu aralar gerçekleştirdiğim tek eylem galiba okumak. Ama mutlu olduğum tek zaman kitaplarımla baş başa kaldığım saatler sanırım.    Sanki kurmak istediğim dünyaya açılan kapılar gibiler. Ahmet Ümit in bir kitabı geçti elime geçenlerde. Bab-ı Esrar. Güzel bir şeye benziyordu ama ilgilenmedim pek.Şems-i Tebrizi cinayetini  anlattığı yazıyordu. Fakat bugün birkaç sayfasını okuyunca ahmaklık ettiğimi anladım. Başlangıcı böyleyse sonu nereye varacaktır kim bilir? “Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu.Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar.Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi,nergislerin tazelenme demi.Yedi kişi girmişti bahçeye…Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin b...