Ana içeriğe atla

kendiyle tanıştı

Kayalıklar var her yerde.Her gün her yerde kayalık görüyorum. Tarlalar kayalarla kaplı, gökyüzü sürekli berrak. Hayatımda görmediğim bir gökyüzü bu. Bazen pencereye sırtımı vermiş çalışırken farketmiyorum, geçiyor. Bazen görme şansım oluyor. Kafamı çeviriyorum. Şans yaratmak bu mu acaba Bugün iki saksı aldım ikisi de koyu gri. Beni seven arkadaşım beni tanımıyor kaç kere farkettim ama görmezden geliyorum. Araya mesafe girdi. Kafalar aynı noktada geçmişti. Geçmişe dayanarak ilerleyen ilişkilerden biri de bu. Malesef tek geçmişli ilişki bu değil. Son yıllarımı yaşadığım arkadaşım artık sevgilim. Yoksa yalnızlıktan delirecektim. Ben kendimi hiç anlatmayarak yaşamışım. Geçen senenin fotoğraflarından bile iğreniyorum. Geçmişime kin doluyum. Daha da eskileri belki bir gün hafızam gider diye saklıyorum. Nasıl bir kinse bu Derdim neden en az kendimle ama en çok da zamanımı o alıyor. Bugün ölmekten korktum. Bugün ölümün neden beni korkuttuğunu anlamadım. İnançlarımı sorguladım. Tuz lambam beni şişiriyor ne zaman kusacağım acaba, hep verici olsam wifi olur muyum? Beni anlayan birini ne zaman bulacağım diyordum, inatla anlatıyorum ama hala anlayan yok. Kendimi çaresiz ve yaşlı hissediyorum. Ailemi görmek istemiyorum. Keşke kendimi anlatabilsem birine Ya da biri beni anlasa. Bir tane kauçuk aldım adı kuçu. Bir tane peygamber kılıcı hediye geldi adı kılıç. Köpüşü özledim. Ama hasta ve ben uzaktayım. Bu da özleme artık demenin başka yolu kendime. Ergen oyunları oynuyorum hiçbiri zevkli değil. Keşke metal slug oynasam aynı zevkle ama her şey farklı olsa. Keşke herkes ölse ben yaşasam. Yemek yapmanın da kendini sevmekle bir ilgisi var. Kendini fiziksel beslemek en temeli sevginin. Çocuğunu fiziksel beslemek buna dahil. Bilgisayarımın yanında bir aydır yıkanmamış bir çay bardağı var. Onun bıraktığı gibi. Gece korkusu olan çocuklara kahraman yarattığım gibi kendime kahraman yarattım. Çaycı kahramanı. Korkunca bakıyorum. Ama kendimi de seviyorum heralde gidip bi ton yüzüme gözüme serum aldım. Cildim parlaklaşsın iyice güneşşş gibi parlayım. Samimiyet istiyorum ama yok. Kendime bile samimi değilim. Sabahları zeytinli poğaça yememden belli. En sevdiğim yiyecek sanırım yok Vay be yok Şaşırdım aslında olurdu. Kahve içmeyi seviyorum yarı yarıya sütlü filtre şekersiz. Güzel bir zevk İşte saksı aldım ben de. Kafayı toparlıyorum sanırım. Kilo aldım ama takmıyorum, takıyorum sınırındayım. Azcık versem sevinirim vermesem tadım kaçar. Derin bir özlem duyup özlediğim şeylerden tiksiniyorum. Şu aradalıktan kurtulmak için konuşmaya ihtiyacım var ağzım çiviyle dikili. Bencil bir pezevenk yetiştirseydiniz keşke. Kendimden tiksiniyorum ve bugün ölmekten korktum. Bozkırı özledim ve çevrem kayalık. Yoldaki sarılığı seviyorum keşke sis olmasa Keşke duygularım olmasa. Keşke makine gibi dümdüz işlesem. Olumsuz duygulara toleransım neden yok np populer monster sebepli yazı bok gibi güle güle

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hücre

uzun süreli hapisin ne zaman beraata ereceğini düşünme küçük hücrende ben de varım duvarın gri sıvasına resmederiz başımı göğsüne yaslar masal anlatırım düşen ışıktan ayı izleriz sırtına çıkar koşarız titreyince mevsimi dumandan insanları anlarız gözlerini kapat benimle uzak diyarlara yol alırız hücrende ben de varım yaralarını sararız kabuk bağlayacak ne varsa önce kanatır, sonra saklarız ellerini başına koyar birlikte arınırız belki doymaz belki ağlar belki misafirleri ağırlar, sonra kovarız uzun süreli hapisten beraat alana kadar hücrende ben de varım keşke başka bakabilseydim keşke her rengi görebilir şekilde başlasaydım keşke hiç hapsolmasaydım ama madem burdayım hücrene beni de al ben yalnızlıktan korkarım

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay..

   Keyfim pek yok yine. Ulaşmak istediklerimize ulaşamamak, yapmak istediklerimizi yapamamak, deneyip her şeyi bir anda yıkmak. Kafam bunlarla dolu ve ben hepsinin içine hapsolmuş durumdayım. Keyfimi yerine getiren tek şey kitaplar. Bu aralar gerçekleştirdiğim tek eylem galiba okumak. Ama mutlu olduğum tek zaman kitaplarımla baş başa kaldığım saatler sanırım.    Sanki kurmak istediğim dünyaya açılan kapılar gibiler. Ahmet Ümit in bir kitabı geçti elime geçenlerde. Bab-ı Esrar. Güzel bir şeye benziyordu ama ilgilenmedim pek.Şems-i Tebrizi cinayetini  anlattığı yazıyordu. Fakat bugün birkaç sayfasını okuyunca ahmaklık ettiğimi anladım. Başlangıcı böyleyse sonu nereye varacaktır kim bilir? “Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu.Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar.Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi,nergislerin tazelenme demi.Yedi kişi girmişti bahçeye…Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin b...