Ana içeriğe atla

Penceremin okyanusu


 Ben düşünürken seni ıssız bir günde; sen çook uzaklarda uyumaktasın.
Yavaş yavaş kapanırken gözlerim ölmek biraz daha cazip geldi bugün.
Kafamı koyduğum sert masa sanki yalvarıyor bana 'yeter bu kadar, çürüteceksin beni gözyaşlarınla..'

Ve biraz daha kahve, biraz daha yılgınlık..
Bayat bir ekmeğe dönüşüyor sözler.Ve seninle geçiremediğimiz anlar bir perdenin ardından inadına gülümsüyor bana.. 
Ve aldığım ah'lar kulaklarımda çınlıyor şimdi.Seni haketmiyorum ben. 
Saat yine inadıma hızlı akıyor ve ben büyümeyi çoktan bıraktım. 
Ruhum yıllandı ve sanki kendini taşıyamayacak kadar yaşlı.. 
Ne zaman düşman olduk bilmiyorum ama zaman ben ne desem tersini yapmaya razı. 
Geçmesin istediğim anlar göz açıp kapayıncaya kadar biterken, çabucak geçsin bitsin dediğim zamanlarda bir ömrüm tükeniyor. 
Böyle böyle yiyoruz bit ömrü ve ben bir lokmada atıyorum hepsini ağzıma. 
Çiğnemek zor gelse de boğazımdan kolayca geçmesini sağlayacak gözyaşlarım var.

-Birer mahkum gibi zorla tıkıldık bu bedenlere.. 
Ve benim hücremin küçük penceresi mavi bir okyanusa bakıyordu. 
Üzerinde ise masmavi bir gökyüzü..




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kendiyle tanıştı

Kayalıklar var her yerde.Her gün her yerde kayalık görüyorum. Tarlalar kayalarla kaplı, gökyüzü sürekli berrak. Hayatımda görmediğim bir gökyüzü bu. Bazen pencereye sırtımı vermiş çalışırken farketmiyorum, geçiyor. Bazen görme şansım oluyor. Kafamı çeviriyorum. Şans yaratmak bu mu acaba Bugün iki saksı aldım ikisi de koyu gri. Beni seven arkadaşım beni tanımıyor kaç kere farkettim ama görmezden geliyorum. Araya mesafe girdi. Kafalar aynı noktada geçmişti. Geçmişe dayanarak ilerleyen ilişkilerden biri de bu. Malesef tek geçmişli ilişki bu değil. Son yıllarımı yaşadığım arkadaşım artık sevgilim. Yoksa yalnızlıktan delirecektim. Ben kendimi hiç anlatmayarak yaşamışım. Geçen senenin fotoğraflarından bile iğreniyorum. Geçmişime kin doluyum. Daha da eskileri belki bir gün hafızam gider diye saklıyorum. Nasıl bir kinse bu Derdim neden en az kendimle ama en çok da zamanımı o alıyor. Bugün ölmekten korktum. Bugün ölümün neden beni korkuttuğunu anlamadım. İnançlarımı sorguladım. Tuz lambam beni ...

hücre

uzun süreli hapisin ne zaman beraata ereceğini düşünme küçük hücrende ben de varım duvarın gri sıvasına resmederiz başımı göğsüne yaslar masal anlatırım düşen ışıktan ayı izleriz sırtına çıkar koşarız titreyince mevsimi dumandan insanları anlarız gözlerini kapat benimle uzak diyarlara yol alırız hücrende ben de varım yaralarını sararız kabuk bağlayacak ne varsa önce kanatır, sonra saklarız ellerini başına koyar birlikte arınırız belki doymaz belki ağlar belki misafirleri ağırlar, sonra kovarız uzun süreli hapisten beraat alana kadar hücrende ben de varım keşke başka bakabilseydim keşke her rengi görebilir şekilde başlasaydım keşke hiç hapsolmasaydım ama madem burdayım hücrene beni de al ben yalnızlıktan korkarım

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay..

   Keyfim pek yok yine. Ulaşmak istediklerimize ulaşamamak, yapmak istediklerimizi yapamamak, deneyip her şeyi bir anda yıkmak. Kafam bunlarla dolu ve ben hepsinin içine hapsolmuş durumdayım. Keyfimi yerine getiren tek şey kitaplar. Bu aralar gerçekleştirdiğim tek eylem galiba okumak. Ama mutlu olduğum tek zaman kitaplarımla baş başa kaldığım saatler sanırım.    Sanki kurmak istediğim dünyaya açılan kapılar gibiler. Ahmet Ümit in bir kitabı geçti elime geçenlerde. Bab-ı Esrar. Güzel bir şeye benziyordu ama ilgilenmedim pek.Şems-i Tebrizi cinayetini  anlattığı yazıyordu. Fakat bugün birkaç sayfasını okuyunca ahmaklık ettiğimi anladım. Başlangıcı böyleyse sonu nereye varacaktır kim bilir? “Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu.Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar.Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi,nergislerin tazelenme demi.Yedi kişi girmişti bahçeye…Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin b...