Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ol(a)mayan sevgilime mektup

Merhaba sevgilim, Herkes gibi başlamak istemiyorum mektubuma. Herkes aynı özlüyor sevdiğini, ben ayrı özlüyorum seni.. Gelmediğin günler hiç yaşanmamış gibi..Gün o kadar hızlı geçiyor ki inan ne yaşadığımı bilmiyorum.Bu yaşımda yaşlanmaya başladım sanırım.2'den 9'a çıkan beyazlarımın başka bir izahı olamaz galiba.. Seni görmek için öyle planlar yapıyorum ki, sanırsın İstanbul'u kuşatacağım..  Gerçekten özlüyorum kalbini. Beni rahatsız eden bir şeyler var bu aralar. İnan ne olduğunu ben de bilmiyorum. Açıklayamıyorum. Mutlu olduğum anlarımda gelip içime oturan bu duygu sayesinde hiçbir şeye mutlu olamıyorum. Öyle acıtıyor ki canımı, fark etmeden kırıyorum insanları.. Beni bu duygu çıkmazından kurtar sevgilim, dayanamıyorum..  Gerçekleri birer tokat gibi yüzüme çarpman da çok acıtıyor.Senin gözlerinde gördüğüm ve bildiğim bir gerçek var aşkım. Artık her şeyi biliyorum.  Sıkma o tatlı canını, bir gün o da seni sever elbet. Ben seviyorum, yetmez mi? diye soramıyorum....

Mırıltı

 Her duyuşunda içini sızlatan bir şarkı mırıldanıyordu. Durmadan aynı şeyleri tekrarlıyor ve şarkıyı daha çok söylemek istiyordu. Belli ki şarkı bir şeyleri anımsatıyordu. Şarkıyı sevmesine rağmen içi sızlıyordu. Hiç durmadan tekrar edebilecek kadar seviyordu. Önünde duran kitaba bir saattir bakıyor ve bu şarkıyı söylüyordu. Bu kez kitap okuyordu onu. Anlatmak isteyeceklerini hiç söze dökmeden yazıyordu kendi sayfalarına..Derdini anlıyordu ama derman olamıyordu. Kitap da hüzünlenmişti. Kızın sesi her dakika daha da kısılıyor ama acısı her saniye daha da artıyordu. Sol elinde tuttuğu kahve fincanı kızın elini ısıtırken soğumuştu. Her hüzünlü anında olduğu gibi yağmur yağmıyordu bu kez. Dışarısı karanlıktı ama ay görünüyordu. Derin bir nefes aldı ve soğumuş kahveden bir yudum içti. Tadını hissetmemişti. Soğuk olduğunun farkında bile değildi. Boğazını temizleyip pencereyi açtı ve mırıldanmaya devam etti. Kitap pür dikkat dinliyordu onu..Her tınıdan duygularını hissediyor ve onları ya...

Arkadaşım Ceviz

 Bir ağaç vardı ben küçükken, kocaman bir ceviz ağacı.. Çok severdim onu üstüne çıkar kendimi kaptan ilan ederdim. Bazen gemim olurdu, bazen evim, bazen arabam.. Ağladığımda oraya çıkardım, havai fişekleri izlemek için, kitap okumak için.. Sonra ben ona ağız göz çizdim. Arkadaşım olsun diye.. Çok seviyordum o ağacı bir de küçüklük işte yaptım bi hata.. Daha sonra gözlerini beğenmedim iki çivi çaktım göz diye..baya da güzel olmuştu. Neyse gel zaman git zaman benim basamak olarak kullandığım dallar bir bir kurumaya başladığı. Önce birini kesti babam ama ben yine de çıkıyordum. Ardından bir dal daha, bir tane daha derken basamak yapacak dal kalmadı bana.. Eskiden çuval çuval ceviz veren ağaçtan on kilo zor çıkmaya başladı.. Ben pişman oldum olmasına ama iş işten geçti.. Şimdi acaba diyorum, sevgisinin azaldığını hissettiğimiz insanların kalplerine birer çivi de biz çakmış olmayalım?

Azın gitti, çoğun kaldı..

Masamın üstünde duran boş kağıtlar gözüme takılıyor. Yine kalkıp ellerim ağrıyana kadar seni yazacağım.. Ayaklarım da üşürken sen uyuyor olacaksın büyük ihtimal. Yüzünü hayal edip mutlu olacağım. Oysa sen rüyanda güzel gülüşüyle içini ısıtan o güzel insanın yanında olacaksın. Senin gözlerinde memnun bir ifade.. Ben burada ağlayacağım, Senin haberin olmayacak.. _______________

O değilde ben silmiştim o yüzü

 Ayak parmaklarımdan tepeme kadar boğuluyorum. Daha derinden ve daha içten.. Bilinçaltımın olağanüstü derinliği kalbimde sakladığım ve unuttuğum acıları bir bir ortaya çıkarıyor geceleri. Ve ben de "geceden nefret edenler" meclisinin bir üyesiyim artık. ______ Bir okyanus ve sonsuz ufuk.. Güneş ışıkları bedenimi sarıyor ve ben içimde paylaşamadığım o duyguyu yeniden hissediyorum. Aldırmıyorum ve masmavi gökyüzü ile masmavi okyanusun birleştiği o sonsuz ufku izlemeye devam ediyorum.. Duygu biraz daha belirginleşiyor ve göğsümü yakmaya devam ediyor oysa ben ardarda okyanusa dalan kuşlara vermeye çalışıyorum dikkatimi. Martı olabilir diyorum içimden.Tam o sırada bir ses duyuyorum. Aslında duymuyorum, görüyorum. Yaklaştıkça bir ışığa dönüşen bu ses bir şekil almaya başlıyor bu sefer. Sonra farkediyorum ki içimdeki o rahatsız edici duygu yoğun bir şekilde bedenimi ele geçirmeye başlıyor. Kurtulmaya çalışıyorum, bağırmak istiyorum ama sesim havada kalıyor. Sanki boşluktaym...

Bana şiir yazar mısın?

Uzun yazamıyorum. Sevdiğim şarkılardan da çok çabuk sıkılıyorum. Kişilerin karakter analizlerini yapmak istemiyorum ama kendime engel olamıyorum. Yanlış anlamayın ben kötü biri değilim. Tamamen mutsuz değilim. Sabırsızım elbette bunu biliyorum. Sadece adına şiir yazılan biri olmak istiyorum. Ve tüm o şiirlerin sonunda senin imzanın olmasını.. ____________ Ve bu da Nazım Hikmet in bir diğer şiiri.. (Erkekler! Biraz örnek alın :)) Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin, yorulmuşsundur; Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını, Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var, susamışsındır; Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim, acıkmışsındır; Beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam, Memleket gibi yoksuldur odam. Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin; Ayağını bastın odama, Kırk yıllık beton çayır çimen şimdi, Güldün , güller açıldı penceremin demirlerinde, Ağladın, avuçlarıma döküldü inciler, Gönlüm gibi zengin, Hürriyet gibi aydınlık oldu odam. Hoş geldin kadınım benim, ho...

Yağmuru sevmiyorum.

 Kardan adamın Güneşe olan aşkını örnek aldım kendime. Her şeyin bana zarar vereceğini bilerek gözlerimi alamıyorum güneşten. Belki rüzgar olsaydın ben de sürüklenirdim seninle. Oysa sen bir okyanus kadar dinginsin. Ben de seçimimi güneşin ardındaki sessizliğe bırakıyorum son kez. Ve son kez tekrardan inanıyorum yok oluşun bir diğer adının 'aşk' konduğuna..  Gittikçe sana benzediğime inanmaya başlıyorum. Kendim olamıyorum artık. Her ne yapsam hoşuma gitmiyor ama eski halime de dönemiyorum. Bir kapı aralanıyor. Ellerimi uzattığımda yüzüme kapanıyor. Ben bu kadar korkunç muyum? sorusuna verecek doğru bir cevap bulamıyorum .    İnanmıyorum. İnanmak istemiyorum.  Kaldırım taşlarını kıskanıyorum. o kadar ezilmelerine rağmen hala birlikteler. Ayrılmıyorlar. Onlardan biri olmayı isterdim.  Sonra bir de yağmurlar var. Hani şu benim hiç sevmediğim hep nefret ettiğim ama ardında bıraktığı kokuya aşık olduğum yağmurlar. Hala sevmiyorum onları. Sırılsıklam ıslan...