Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Size kolay bir soru

Sıcak sevmediğim bir kavram. Özelliklede yaz sıcaklığı. Oysa insan sıcaklığını çok severim.Dost sıcaklığı, anne sıcaklığı, aşk sıcaklığı.. Ama artık istemiyoruz öyle değil mi? (Kışı alalım lütfen) Peki ne olacak bu halimiz? Sürekli bir yerlere gidip kaçıp kurtulma isteğimiz? Sonra bunu gerçekleştiremeyip kafayı yeme hallerimiz. Ben söyleyim hiç bi halt olmayacak. Delirmemizle kalıp üstüne bir de zaten kırık olan kalpleri un ufak edeceğiz. Sadece kırık olan kalp bizimki değil sonuçta. Tabi bunu sadece yaşlılar farkedebilir. (Onlar daha neler görmüşlerdir) ________________ Geçen gün bir teyzenin evine gittim.87 yaşında kadın eşi ise 90 a merdiven dayamış. Dostluklardan bahsetti yaramı bilirmiş gibi. O anlattı ben dinledim, anlattı dinledim, dinledim..90 lık amca sadece kocası değil onun. Bir dost bir arkadaş bir yuva bir aşk.. Hayatta sahip olduğu ve kaybetmekten bir çocuk gibi korktuğu tek insan. Çocuğu genç yaşta ölünce kapatmış kendini dünyaya ve dünyasını o yaşlı insana ...

Penceremin okyanusu

 Ben düşünürken seni ıssız bir günde; sen çook uzaklarda uyumaktasın. Yavaş yavaş kapanırken gözlerim ölmek biraz daha cazip geldi bugün. Kafamı koyduğum sert masa sanki yalvarıyor bana 'yeter bu kadar, çürüteceksin beni gözyaşlarınla..' Ve biraz daha kahve, biraz daha yılgınlık.. Bayat bir ekmeğe dönüşüyor sözler.Ve seninle geçiremediğimiz anlar bir perdenin ardından inadına gülümsüyor bana..  Ve aldığım ah'lar kulaklarımda çınlıyor şimdi.Seni haketmiyorum ben.  Saat yine inadıma hızlı akıyor ve ben büyümeyi çoktan bıraktım.  Ruhum yıllandı ve sanki kendini taşıyamayacak kadar yaşlı..  Ne zaman düşman olduk bilmiyorum ama zaman ben ne desem tersini yapmaya razı.  Geçmesin istediğim anlar göz açıp kapayıncaya kadar biterken, çabucak geçsin bitsin dediğim zamanlarda bir ömrüm tükeniyor.  Böyle böyle yiyoruz bit ömrü ve ben bir lokmada atıyorum hepsini ağzıma.  Çiğnemek zor gelse de boğazımdan kolayca geçmesini sağlayac...

Aslında ben bir kuşum (yalan)

 Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. Yükseklerde uçmak,bu dünyadan uçup gitmek isterdim. Hayallerim daha da yukarıda, bu kesin. Ama peşlerinden gitmeye devam edeceğim. ________________  Mırıltılardan nefret ederim. Özellikle de içindeki bazı kelimeleri duyduysam. Kafamda bir sürü kuruntu var zaten. üstüne bir de bu..Arkamdan gelen mırmırlar ve saygısızlıklar var bugün gündemimde. Hayır yani sevmediğim birileri olsa içim yanmayacak! Neyse.. senin hakkında bir karar aldım. başkalarının arkandan söylediği cümleleri kulak ardı edeceğim.. o cümleleri alıp bir taraflarına sokmayacak ve o gözlerini süze süze ayrana dönen tiplerin gözlerini oymak istemeyeceğim.  Aslında hiç bir insan bende ki değerini kaybetmez. insanız sonucta. ne herkes iyi ne de herkes kötü. bu yüzden ne kadar pislik içinde olursa olsunlar arkadaşlarımdan kopamıyorum. araya mesafe koymuyor değilim. ama sırt çeviremiyorum. İşte sen hiç biri kadar değerli olmamıştın gözümde. en üst sıralardaydı...

Keşge aşırı güçlü bi insan olsa

- Keşge aşırı güçlü bi insan olsa dünyadaki herkesin azını kırsa...Sen senin annen baban, ben benim annem babam hariç... - Keşge...

Şarkı?

Bu bir şiir: Ben adam  Başka adam Yürük adam Yıkmış sokaklara boylu boyunca gençliğini Ümitlerini güvercinler gibi uçurmuş Binlerce defa kaybetmiş ümitlerini Gemilerin kayboldukları yerde kaybetmiş Hain şiirlerde hain türkülerde kaybetmiş Binlerce defa yeniden bulmuş Ümitlerini Sonra fecir çığlıklarının saçlarından tutmuş Deniz gider o gider Bulut gider o gider Ben adam Başka adam Yürük adam (Attila İlhan) Bu da bir   şarkı.

Başlık yazamayacak kadar bıktım

"İşte bu!" diyorum. "İşte bu, insan." Ama tabi ki yanılıyorum. Her zaman olduğu gibi. Artık kalem ve kağıtlarda bıktı, yıldı, usandı bu bencilliğimden. Oysa istediğim yalnızca bir insandı güvenebileceğim türden. Ama bu da diğerleri gibi şakacıktan insandı. Doğru olanlar zaten bize çok yakın ama uzakta hissettiriyorlar kendilerini.Uzatsam sanki elini tutacak kadar yakın. Ama ben uzatamıyorum ellerimi.. Her şey için özür dilerim güçlü insan. Seni üzdüğüm için ve diğer kalan neler varsa.

Cennet gibi kalp nasıl yapılır? -Bir tutam sevgiyle.

 Evet, geleceğimi hiç düşünmedim. Hep günü kurtarmaktı derdim. Bu yüzden hergün yeni bir hayattı benim için. Dünü silip, bugüne bakmak.. Her gece yatağa yattığımda her şeyi silip öyle uyuyordum sanki. Ertesi gün ise sıfırdan bir hayata başlıyordum. Hani şu çok bilmişler bunun en güzeli olduğunu söylerler ya..Doğru değil. Her gün aynı hatayı yeniden yapıyorsun. Her gün gereksiz insanlara yeniden güveniyorsun. Her gün yeniden acı çekiyorsun. Ve en kötüsü de her gün ona yeniden aşık oluyorsun.. Şimdi geçmişten ders alarak yaşamanın acılarınla ve anılarınla birlikte yol almanın en güzeli olduğunu düşünüyorum. Anı yaşamanın -anı mutlu yaşamanın- sırrının bu olduğuna inanıyorum.  (Geçmişteki hatalarım için affet Allah ım) ___________________________________  Defterimi karıştırıken İskender Pala nın Şah&Sultan adlı kitabından aldığım notlara takıldı gözlerim. Şimdi tekrar okurken, İskender Amca ya bir daha hak veriyorum. -O benim cananım değil, bizza...

Somut-soyut? Elbette soyut!

Saçma bir günün ardından odama -benim dünyama-  girerken, aklım gereksiz sorularla dolu. Kendimden bıktığımı hissediyorum. Kapımı kilitleyip, ışığımı söndürüyor ve penceremi açıyorum. Sanki açmasam düşüncelerimin içinde boğulacakmışım gibi. Ya da bu hal hep sürecekmiş gibi. Yatağıma oturup son nefesimi veriyormuşcasına derin bir "oh" salıveriyorum sessiz odama.. Kelimeler birer mahkum gibi zorla tıkıştırılıyor bugün kağıda. Hepsi bizim yanyana gelemeyişimizi biliyormuş gibi gelemiyorlar bir araya. (Zaten her zaman birinci ve ikinci çoğuldan nefret etmişimdir.) Oysa içimi açıp dökmelerini istiyorum tüm kötülüklerimi kağıda..Doğru kelimeleri araştırırken dosyamda ışık biraz daha loşlaşıyor ve ben soyutluyorum kendimi dünyadan. Soyut şeyleri daha çok seviyorum sanki. Vücudun yerine kalbini mesela. Ya da gözlerini değil de onda gördüklerimi.. (Hiç somutlaşmamak istiyorum.) Kalemin kağıtta çıkarttığı cızırtılı ses huzur verirken bana, saatin tik takları "Yaşıyo...

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım!

Bir süredir keşke elimde bir Safahat olsa da ara ara okusam diyordum. Küçükken birkaç defa kütüphaneden almıştım fakat pek bir şey anlayamamıştım. Keşke daha önce geçseymiş elime ne kadar büyük bir eser olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Mehmet Akif in çok sevdiğim bir dörtlüğü vardı: Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım! Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; Oku,zirâ onu yazdım, iki söz yazdımsa. Beni çok etkilemişti ilk okuduğumda. Hala da etkiler. Safahat ı açtığımda ne göreyim! İlk sayfada bu şiir :) Ve işte bu da devamı: [internetten kopyalamayıp ellerimle kitaptan yazıyorum, maksat bir daha okumak :)] Bana sor sevgili kâri , sana ben söyleyeyim, Ne hüviyette şu karşında duran eş’ar ım; Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri; Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım. Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız, Acz imin girye sidir bence bütün âsâr ım! Ağlarım, ağlatamam; hissederim,...

Aradaki Fark

Kadınla adamın pek bir farkı yoktu aslında. İkisi de birilerinin gözlerine aşık olmuşlardı. Kadın adama, adamsa başka bir kadına... Merhaba diyemiyorum artık kimseye zira onlara zarar vermeyeceğimden şüpheliyim. (Ne kadar da mutlu olurdum oysa ki.) Bu sıralar tek yaptığım şey sadece saçlarıma bakıp ne kadar kırık olduğunu saymak. Kalbimdekileri sayamamak iyi bir şey galiba. Ha bir de iki kelimenin yan yana gelip oluşturduğu güzel şiirler yazmaya çalışıyorum ama bu konuda o'nun kadar başarılı sayılmam. Başarılı olduğum çok az konu var sonuçta. Birilerine çabucak güvenme konusunda beni geçen birini daha görmedim. (attıkları kazıkları sayıyorlar mıdır acaba?) İşte bu kadar. Bir de bu şiir var son olarak: Bir beyaz gemiydi ayıran onları Kadın güvertedeydi, adam rıhtımda. Şimdi unuttum yüzünü kadının Adamın gözleri aklımda...