Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ben Roma imparatoru Sezar!

… Sonra kalktı, aynanın karşısına geçerek, yatağın kirli beyaz çarşafını tüm vücudunu örtecek şekilde sardıktan sonra, komodinin üzerindeki bir tarafı kırık, üzerinde menekşe resimleri olan ve her ne hikmetse altında kocaman harflerle ‘vazo’ yazan, vazonun içindeki solmuş, tozlanmış ve çiçekten başka her şeye benzetebileceğiniz plastik çiçekleri alarak, üşenmeden çelenk gibi başına taktı. “Ben Roma imparatoru Sezar!” dedi emredici bir sesle.  “Bugünden itibaren divanda, dergâhta ve dahi bargâhta aşktan başka bir şey konuşulmaya! Ve bütün delilerin akıllı, bütün akıllılarında deli sayılmasını; karaların deniz, denizlerin kara olmasını, bütün nebatatın ormanlardan sürülmesini, yeşil rengin boya kataloglarından çıkarılmasını ve dahi karada yaşayan bilumum hayvanatın denizde yaşamasını, denizde yaşayan bütün balıklarında en yakın meyhane kerhane ve dahi Tekel Bayileri önünde sıraya girerek, parayla değil sırayla kızartılmalarını emrediyorum!” … Tahir Sakman -Leyla’dan M...

Ve şimdi, ve yarın..

Cümleler döküldükçe sayfaya ve doğru kelimeler bulamadıkça birbirini –tıpkı sen ve ben gibi- ben de kaybediyorum kendimi, dudaklarında çalan notasız bir ıslık gibi. Ben kim olabilirim ki? Rotasız ruhum sen nereye döndürürsen dümeni oraya uçar oldu. Biliyorum kendimi küçümsemek yakışmıyor bana ama sen gelmediğinden beri bir zavallı oldu bedenim. Ellerimse artık sana uzanamayacak kadar çelimsiz. Çelimsiz olan sadece ellerim değil. Kalbim de öyle. Ve artık gereksiz bir başı omuzlarımın üzerinde taşıyorum. Ve şimdi, ve yarın.. Bir rüzgâr giriyor içeriye sanki ‘beni ısıt’ der gibi. Oysa sana uzattığım kollarımı geri çevirdiğinden beri kimseye sarılmadım ben. Bir avuç dolusu acı, çelimsiz bir yürek, bir yürek yükü rüzgâr ve dümeni senin ellerinde olan ruhum. Ha bir de ‘Sen gittiğinden beri..’ diye başlayan bir cümle kuramadım hiç. Gelmiş miydin ki bana, gidesin?! 

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay..

   Keyfim pek yok yine. Ulaşmak istediklerimize ulaşamamak, yapmak istediklerimizi yapamamak, deneyip her şeyi bir anda yıkmak. Kafam bunlarla dolu ve ben hepsinin içine hapsolmuş durumdayım. Keyfimi yerine getiren tek şey kitaplar. Bu aralar gerçekleştirdiğim tek eylem galiba okumak. Ama mutlu olduğum tek zaman kitaplarımla baş başa kaldığım saatler sanırım.    Sanki kurmak istediğim dünyaya açılan kapılar gibiler. Ahmet Ümit in bir kitabı geçti elime geçenlerde. Bab-ı Esrar. Güzel bir şeye benziyordu ama ilgilenmedim pek.Şems-i Tebrizi cinayetini  anlattığı yazıyordu. Fakat bugün birkaç sayfasını okuyunca ahmaklık ettiğimi anladım. Başlangıcı böyleyse sonu nereye varacaktır kim bilir? “Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu.Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar.Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi,nergislerin tazelenme demi.Yedi kişi girmişti bahçeye…Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin b...